Osman Şahin'in Sesinden Mukabele 2021 | 4. Cüz (Hatimli)

Ramazan mukabelesi, mübarek Ramazan-ı Şerif boyunca gerçekleştirdiğimiz en önemli ibadetlerden biridir. Resul-i Ekrem Efendimizin de Ramazan ayında Cebrail aleyhisselam ile mukabele ettikleri bilinir. VAV TV olarak her gün bir cüzle siz değerli okurlarımıza ulaşmayı ve Kur'an-ı Kerim'in hatmini birlikte tamamlamayı istiyoruz. Bu minvalde on dört asırlık mukabele geleneğimizi Osman Şahin’in sesinden dinlemek için her sabah 07.00 VAV TV’yi açabilirsiniz.

14 Temmuz 2021 | 18:55

4. CÜZDE HANGİ SURELER BULUNUR?

🔸 Kur'an-ı Kerim'in 4. cüzü, Âl-i İmrân suresinin 93-200. ayetlerini ve Nisâ suresinin başlangıcından 24. ayete kadar olan kısmı ihtiva eder. ÂL-İ İMRÂN SURESİ Kur'an-ı Kerim'in üçüncü suresi olan Âl-i İmrân suresi, Medine döneminde nazil olmuştur ve 200 ayetten oluşur. Sure, ismini 33. ayette geçen "âle İmrâne" ifadesinden alır. Bakara suresi ile birlikte bu iki sure "çifte güller" manasına gelen Zehrâvân ya da Zehrâveyn olarak da adlandırılmıştır. Âl-i İmrân suresi, Bakara ve Enfâl surelerinden sonra Hicret'in 3. yılında Uhud Savaşı'nın ardından nazil olmaya başlamış ve tamamlanması Hicret'in 9. yılına dek sürmüştür.

🔸 Surenin isminde geçen "âl" ifadesi aile, sülale, akraba, hanedan gibi manalara gelmekle birlikte peygamberlerin ümmeti, hükümdarların sadık kulları gibi anlamlar da taşır.

🔸 "İmrân" ise özel isimdir ve kaynaklarda iki İmrân'dan bahsedilir. Bunlardan ilki Hz. Musa ve Hz. Harun peygamberlerin babası; ikincisi ise Hz. Meryem'in babasıdır. 33. ayette zikredilen İmran'ın bu ikisinden hangisi olduğu ihtilaflı olsa da ilerleyen ayetlerde özellikle Hz. Meryem ve Hz. İsa'dan söz edilmesi, söz konusu ayette Hz. Meryem'in babası olan İmrân'dan söz edildiği sonucuna ulaştırmaktadır. "Allah, birbirinden gelme nesiller olarak Âdem'i, Nûh'u, İbrâhim ailesini ve İmrân ailesini seçip âlemlere (bütün yaratılmışlara) üstün kıldı. Allah hakkıyla işitmekte ve bilmektedir."

ÂL-İ İMRÂN SURESİNDE VURGULANAN KONULAR

Âl-i İmrân suresinin nüzul sebebi, peygamberlik konusuna açıklık kazandırmak, peygamberlerin Allah'a, birbirlerine ve ümmete dair görev ve sorumluluklarını belirtmek ve peygamberlere ilişkin yanlış düşünce ve inanışları düzeltmektir.

🔸 Surede peygamberlik meselesi tüm yönleriyle ele alınarak ortaya konmuştur. Hem konu hem muhteva hem de üslup açısından Bakara suresini andıran Âl-i İmrân suresi, onun bir devamı gibi görünmektedir.

🔸 Müslümanlar Hicret'in ardından Medine'de meskûn Yahudilerle, Uhud Savaşı'nın ardından ise Hristiyanlarla karşılaşmışlardır. Bakara suresinde Yahudilikle ilgili, Âl-i İmrân suresinde ise Hristiyanlıkla ilgili vurguların yapıldığı görülür.

4. Cüz - Âl-i İmrân suresinin 93-200. ayetleri Âl-i İmrân suresinin 93. ayeti ile başlayan 4. cüzdeki ilk ayetler Tevrat ve İsrailoğulları ile ilgilidir.

🔸 Tevrat indirilmeden önce İsrailoğullarının kendilerine haram kıldıkları dışında yiyeceklerin her türlüsünün onlara helal kılındığı; bu durumun Tevrat'ta yer aldığı vurgulanmıştır.

🔸 Elmalılı tefsirlerine göre Hz. Yakub, ağır bir hastalığa yakalanınca tabiplerin tavsiyesiyle ya da kendi tecrübesi ile deve etini ve sütünü kendisine yasaklamıştır. Daha sonra gelenler de bunları kendilerine haram saymışlardır. Hz. Yakub'un hayatı: Hz. Yakub kıssası

🔸 İsrailoğulları Tevrat ininceye dek Hz. İbrahim'in kurallarına göre yaşamışlar ve bu şeriatta temiz yiyeceklerin hiçbiri haram kılınmamıştır.

🔸 Yahudilerin insanları Allah yolundan alıkoymaları ve bazı haksız davranışları nedeniyle ceza olarak birçok temiz yiyecek Tevrat'ta kendilerine haram kılınmıştır.

🔸 Bu durumun Kur'an-ı Kerim'de anlatılmasıyla Yahudiler bunu reddetmişler ve bu ayetlerde haram kılındığı bildirilen besinlerin Hz. Musa'dan önceki peygamberler döneminde de haram olduğunu iddia etmişlerdir.

🔸 Ancak bu yiyecekler Hz. Musa'ya indirilen Tevrat'ta haram kılınmış; söz konusu iddiaların asılsız olduğu ortaya çıkmıştır.

🔸 Sonraki ayetlerde Hz. İbrahim'in dininin Hanîf din olduğu vurgulanmış, Kâbe'nin insanlar için yapılan ilk ev olduğu ve âlemlere hidayet ve bereket kaynağı olduğu bildirilmiştir.

🔸 Gücü yetenin Kâbe'yi ziyaret etmesinin Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkı olduğu belirtilmiştir. Hz. İbrahim'in hayatı ve mucizeleri

🔸 Ehl-i kitap olarak adlandırılan Yahudi ve Hristiyanların kitaplarında Hz. Muhammed'in geleceğine, peygamberliğine ve kişiliğine dair açık işaretlerin bulunduğu; onlarınsa Hz. Muhammed'in peygamber olduğunu bildikleri halde bu gerçeği ve Kur'an-ı Kerim'i inkâr ettikleri söylenmiştir.

🔸 Kitap ehlinin bu konuda insanların kalplerine şüphe düşürmeye çalıştıkları ve müminleri İslam'dan soğutma çabaları nedeniyle Allah onları kınamıştır.

🔸 İman edenler ise Ehl-i kitabın bu faaliyetlerine karşı uyarılmış, onların sözünü dinlemeleri halinde imanlarından vazgeçip yeniden küfre dönecekleri konusunda ikaz edilmiştir. Âl-i İmrân suresi 94-100. ayetlerin tefsiri

🔸 Müminlere Allah'a karşı saygılı olmaları, Müslüman olarak can vermeleri, bir arada bulunmaları emredilmiştir. "Ey iman edenler! Allah'a karşı gereği gibi saygılı olun ve ancak Müslüman olarak can verin. Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı yapışın; bölünüp parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayınız. Hani siz birbirine düşman idiniz de Allah gönüllerinizi birleştirdi ve O'nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yolu bulasınız."

🔸 İlerleyen ayetlerde iman eden ve inkâr edenlere ilişkin hükümler bildirilmiş ve gökte ve yerde ne varsa Allah'ın olduğu zikredilmiştir.

🔸 Müslümanların iyiliği yaptıran, kötülüğü engelleyen ve Allah'a iman eden bir kitle olmaları vurgulanmış ve insanlara fayda sağlayan hayırlı bir ümmet olduğu bildirilmiştir.

🔸 Bu özelliklerini korudukları sürece de üstünlük ve hayırlı ümmet olma vasıflarını devam ettireceklerdir.

🔸 Ehl-i kitap'ın inanmayışları, içlerinden inananlar olsa da çoğunun yoldan çıktığı bildirilmiştir.

🔸 Allah'a ve ahiret gününe inanan, iyiliği emreden, kötülükten menedenlerin ve hayırda yarışanların karşılıksız bırakılmayacakları vurgulanmıştır.

🔸 Âl-i İmran suresinde peygamberlere ilişkin vurgular sıklıkla görülmektedir. Peygamberlerin görevinin yalnızca söyleyip geçmek, dini bilgiler öğretmek değil; din ve ahlak eğitimini de sağlamak olduğu ifade edilmiştir.

🔸 Dinin peygamber eliyle geldiği ama peygamberin ölümü ile son bulmayacağı vurgulanmıştır. "Muhammed yalnızca bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçti. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geri dönecek misiniz? Kim geri dönerse bilsin ki Allah'a asla bir zarar vermiş olmayacaktır. Allah şükredenleri ödüllendirecektir."

🔸 Peygamberlerin ümmetlerine ve ümmetlerin peygamberlere karşı görev ve sorumlulukları da bildirilmiştir.

🔸 Daha önce sapkınlık içinde bulunan bu topluluklara, Allah'ın kendi içlerinden bir peygamber göndermekle lütufta bulunduğu ifade edilmiştir. "And olsun ki içlerinden, kendilerine Allah'ın ayetlerini okuyan, onları arındıran, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuştur. Hâlbuki daha önce onlar, apaçık bir sapkınlık içinde bulunuyorlardı."

NİSÂ SURESİ

Kur'an-ı Kerim'in dördüncü suresi olan Nisa suresi, Medine döneminde nazil olmuştur ve 176 ayettir. Sure adını, içinde pek çok kez geçen ve kadınlar manasına gelen "nisâ" kelimesinden alır.

🔸 Surede Medine'de Müslüman toplumun oluşması, Bedir, Uhud ve Hendek muharebeleri gibi çetin mücadelelerin yaşanması, bu savaşlar ardından geride yetim ve dul kadınların kalması konularına değinilir.

🔸 Müşriklerin yanı sıra Ehl-i kitap ve münafıklarla temel inanç ve sosyal ilişkiler açısından ortaya çıkan sorunların da işlendiği bir suredir ve bu olaylara işaretle surenin 626-627 yıllarında nazil olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.

4. Cüz - Nisâ suresinin 1-24. ayetleri

Nisâ suresi, bir girişin ardından üç ana bölüm halinde incelenmiştir. 4. cüz, surenin 24. ayete kadar olan kısmını ihtiva eder.

🔸 Nisa suresinin ilk on ayeti, surenin girişi niteliğinde görülmüş ve diğer ayetler, üç bölümde incelenmiştir.

🔸 Bu giriş niteliğinde sayılan bölümde, bütün insanların aynı nefisten yaratıldığı ve kadın erkek olarak dünyaya dağıtıldığı belirtilmiştir.

🔸 Allah'a saygının yanında akrabalık ve tüm insanlığa saygılı olmanın gerektiği vurgulanmıştır.

🔸 Bu doğrultuda yetimlerin hukukunun gözetilip mallarının korunması istenmiştir.

🔸 Evliliğe ve mehire ilişkin hükümlere yer verilen bu ayetlerde, âdil davranmaya işaret edilmiştir.

İlk on ayetin ardından 43. ayete kadar olan bölüm birinci bölüm olarak ele alınmaktadır ve mirasın paylaşılmasına dair hükümlere değinilmiştir.

🔸 Gayri meşrû cinsî ilişkilerin önlenmesi amacıyla ne tür tedbirlerin alınabileceği bildirilmiş, kadınların miras ya da mehir olarak sahip oldukları maddi imkânların baskı ile ele geçirilmesi yasaklanmıştır.

🔸 Bu ayetlerde özellikle kadınlarla iyi geçinmeye yönelik vurgular yapılmış; kişinin hoşlanmadığı durumla karşılaşması halinde bu duruma müsamaha göstermesinin kimi zaman güzel sonuçlar doğurabileceğine işaret edilmiştir.

🔸 Sonraki ayetlerde kendileriyle evlenilmesi yasak olan kadınlardan bahsedilmiş; kadın ve erkeğin kendine has üstünlüklerinin bulunduğu ifade edilmiştir.

🔸 Başta geçimin sağlanması olmak üzere aileden erkeğin sorumlu olduğu belirtilmiş ve eşler arasındaki geçimsizliğin giderilme yöntemleri zikredilmiştir.